10 Temmuz 2013 Çarşamba

Kedinin Mete ile İmtihanı

Yazının başlığı yanlış olmuş, doğrusu "Mete'nin kedi ile imtahanı" olmalıydı diye düşünebilirsiniz. Fakat aşağıdaki videoyu izleyince başlığın doğru olduğunu göreceksiniz. 

Eşimin baba tarafı Karadeniz Ereğli'li. Hatta evlendikten sonra kütüğüm Ereğli oldu. Fakat ben şimdiye kadar Ereğli'yi hiç görmemiştim. 22 Haziran'da kuzenlerden birinin düğünü vardı. Bizde bu fırsatı kaçırmayalım dedik ve hem düğüne hemde diğer akrabaları ziyarete gittik. 

Tacettin amcamız ailecek hayvan severler. Müstakil bir ev imkanlarıda olunca benim gördüğüm 3 köpek ve 20 civarı kediye sahipler. Mete ise tam bir kedi delisi olarak bir cennete düştü. Eve girerken şaşkınlıkla etrafına baktı. Evde balkonda özel bakımda olan yavru kedileri sevdikten sonra anne kedi yanına geldi. Anne kedi yavrularını korumak için Mete'ye biraz miyavlasada sonra kendini sevdirmeye başladı. Fakat Mete aşağıda da izleyeceğiniz gibi kedilerin sevmedikleri şekilde sürekli başını severek, bastıra bastıra karnındaki tüyere cici cici yaparak kediyi canından bezdirdi. Bir süre sonra anne kedi, Mete'yi gördüğü yerde kaçmaya, Mete ise kedinin peşinden koşmaya başladı. 






25 Haziran 2013 Salı

Gecikmiş Babalar Günü Hediyemiz

Malesef babalar gününde sevgili eşime Mete adına bir hediye alamadım. Eşim arada "Bu yıl oğlum hediye almadı bana inşallah seneye" gibi sözlerle sitemde bulunuyordu. Bende ilk fırsatta alışverişe çıkıp ufak bir hediye aldım. Ancak giyim eşyası, parfüm gibi insanların beklediği, gördüğünde çok şaşırmayacağı hediyeleri sıradanlıktan kurtarıp hafızada daha kalıcı hale getirmek için hediyelerin yanına ufak süprizler hazırlamayı seviyorum. Aldığım hediyeyi sıradanlıktan kurtarmak için ufak bir photoshop çalışması ile aşağıdaki yazıyı hazırladım ve yazıyla beraber oğlum adına eşime hediyesini verdim. Umarım gerçekten bu ufak süprizim hoşuna gitmiştir.



15 Haziran 2013 Cumartesi

Mete'nin Objektifinden İlk Resmimiz

Son zamanlarsa biz ne zaman Mete'nin resmini çekmek için telefonlarımızın kamerasını açıp pozisyon alsak Mete poz vermek yerine telefonu alıp kendisi resim çekmek istiyor. Fakat henüz bu konuda çok başarılı değil çoğu zaman telefonun kamera özelliğini kapatıp başka uygulamalarını açıyor. Zaman zamanda objektifin yarısından fazlasını parmağının kapladığı anlamsız resimler. Ama denemelerinin sonunda başarıya çok yaklaştı. Aşağıda Mete'nin objektifinden çekilmiş ilk resmimiz yer alıyor. 

3 Mayıs 2013 Cuma

Mete'yi Yine Kaybettim

1 Mayıs sabahı tatil olduğu için sabah uykusu uyayabileceğim diye seviniyordum. Ama vücut alışmış bir kere sabah 6 buçuk gibi uyandım. Uyanmışken Mete'ye bir bakayım üstünü açmıştır örteyim dedim ve Mete'nin odasına gittiğimde manzara aynen düşündüğüm gibiydi. Mete'nin üstünü örtüp tekrar yatağıma döndüm. Yaklaşık bir saat sonra tekrar uyandım ve tekrar Mete'yi kontrole gittim. Ama bir gariplik vardı. Mete yatakta yoktu. İlk önce uyku sersemi yanlış mı görüyorum dedim ama yorganıda kaldırıp baktım Mete yatağında değildi. Acaba eşim uyanıp yanımıza aldı da ben mi fark etmedim dedim ama Mete bizim yataktada yoktu. Heyecanla diğer odaları aramaya başladım. Ve Mete'yi aşağıda resimde görülen şekilde buldum.


Mete, park yatağından biraz zorlansada inebiliyor ama uykulu olarak yatağından nasıl indiğini ve neden koridorun ortasına gelip ortalık yerde uyaya kaldığını bilmiyorum. Yinede bunun tekrarlayabileceği endişesi ile yatmadan önce geceleri mutlaka dış kapayı kilitliyorum ve özellikle mutfak kapısını kapatıyorum. 



2 Mayıs 2013 Perşembe

Çocuğunu Kaybetmek

Anne babaların en büyük korkularından bir çocuğunu kaybetmek sanırım. Çocukların kayıp haberlerini, onlardan günlerce haber alınamayıp anne babalarının çaresizlikle geri dönmelerini beklediği görüntüleri hep gazetelerde, televizyonlarda sürekli okuyor ve seyrediyoruz. Elimizden ise hiç bir gelmeyerek sadece onlar için dua edip bizde üzülüyoruz. Kendi adıma söylemek gerekirse çocuğunu kaybetmenin ne kadar büyük ve tarifsiz bir acı olduğu, insanın kendini ne kadar çaresizlik içinde hissettiği konusunda en ufak bir fikrim ve yaşanmışlığımın olmadığını geçen gün, her saniyesi bir ömür gibi geçen 10-15 saniye içinde anladım.

Geçen akşam evde canımız sıkıldı ve eve yaptırmayı düşündüğümüz bir dolap fikir sahibi olmak için İKEA'ya gittik. Mete bu tür geniş mekanlarda kendini özgür hissediyor ve her yere gitmek hiç durmadan koşmak istiyor. Haliyle bizim için onu yavaşlatmak ve bizim hızımızda gezmesini sağlamak çok zor oluyor. Genelde birimiz etrafa bakarken diğerimiz Mete'nin peşinde oluyoruz. 

Mağazada dolapların sergilendiği kısma gelince eşim ve ben birlikte dolapları incelemek ve fikir alışverişinde bulunmak istedik. Fakat buna Mete pek izin vermedi. Kucağımızda durmuyor, kendini bir şekilde yere atıp etrafta durmadan koşuyordu. Bizde onu yakalamak için arkasından koşturuyorduk. Mete bunu bir yakalamacılık oyununa benzettiği için kucağımıza alıp yanımıza getirsekte yeniden kaçıyordu.  Bu kaçışlarından birinde Mete'nin peşinden hemen koşmama rağmen reyonlar arasında ne tarafa döndüğünü göremedim. Mete'nin boyu da yeteri kadar uzun olmadığı için ortadaki kısa reyonların arkasında dahi olsa onu göremiyordum. İşte o an oğlumu kaybettim düşüncesi ile aynı anda endişe, korku, çaresizlik duygularını beraber yaşamaya başladım. Beynimden milyonlarca soru geçmeye başladı. Oğlum şimdi nerede?, Başına kötü bir şey gelmiş midir?, Onu biri bulursa ne yapar? Kaçırır mı? Danışmaya mı gider? Ben şimdi ne yapmalıyım? Nereye başvurmalıyım? Nereye gitmeliyim? gibi sayısız soru. Sonra eşimin yanına "Mete kayıp bulamıyorum." demek için koşar adım döndüm ve gördüğüm manzara karşısında dünyadaki en mutlu annelerden biri oldum. Mete, eşimin kucağında bana gülüyordu. 

Yaşadığım 10-15 saniyede olsa çocuğunu kaybetmenin nasıl bir duygu olduğunu yaşamayan birinin anlaması imkansız ve inşallah Allah hiç bir kimseyi bu tür bir duygu yaşamasını nasip etmez.